Episódios

  • Sen kafir olmadıkça onlar senden razı olmayacak! / Kerem Önder

    وَلَنْ تَرْضٰى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارٰى حَتّٰى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْؕ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰىؕ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ بَعْدَ الَّذٖي جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ مَا لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍ  ﴿١٢٠﴾٠

    “Sen dinlerine uymadıkça ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar.

    De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan,

    bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost ne bir yardımcı vardır.” (Bakara 120)

    "Millet" din demektir. Sonra Cenâb-ı Hak, Allah'ın hidayetinin kişileri İslama götüren gerçek buyurmuştur.

    "Hidayet" ismiyle adlandırılabilecek tek şey Allah'ın hidayetidir. Bu, hidayetin hepsidir. Onun dışında hidayet

    yoktur. Ehl-i Kitab'ın uymaya davet ettikleri şey hidayet olmayıp, aksine hevâ-yü hevestir. Sen, Allah'ın şu sözüne

    baksana: Katî delillerle doğruluğu bilinen dine dâir, "ilim sana geldikten sonra", onların "heva" ve bid'at olan

    görüşlerine uyarsan, seni koruyacak ve seni müdafaa edecek, "Allah'dan başka hiçbir dostun ve yardımcın olmaz."

    Aksine ona taate devam edip, O'nun ipine sımsıkı sarıldığın zaman insanlardan seni koruyacak olan Allah'dır.

    Alimler ayetin bazı şeylere delalet ettiğini söylemişlerdir.

    1) Allah'ın bir kuluna, yapmayacağını bildiği bir iş hususunda, va'îdde bulunması caizdir. Çünkü ayetten alınan bazı

    şeylere delâlet ettiğini söylemişlerdir:

    misalde, Allah, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in yahudî ve hristiyanların hevâ-vü heveslerine

    uymayacağını biliyordu. Bununla beraber, onu bundan dolayı tehdid etmiştir. Bunun bir benzeri de Allah'ın,

    "Eğer müşrik olursan amellerin boşa gider" (Zûmer, 65) ayetidir. Peygamberi bu fiilden menedenin veya meneden

    şeylerden birinin bu tehdit olması ihtimalinden dolayı, bu tehdidin yapılması yerinde olmuştur.

    2) Allah'ın, "İlimden sana geldikten sonra.." ifâdesi, tehdidin ancak delil getirmeden sonra caiz olacağını gösterir. Bu

    doğru olunca, tehdidin ancak kudretten (güç yetirmeden) sonra olması daha uygundur. Bu sebeple, teklif-i mâla

    yutâkı (güç yetirilemeyen şeyle mükellef tutmak) caiz görenlerin iddiası geçersizdir.

    3) Bu ayette, hevâ-ü hevese uymanın ancak bâtıl birşey olduğuna delil vardır. İşte bu yönden ayet, taklidin bâtıl

    olduğuna delâlet eder.

    4) Ayette, azabı haketmiş kimselerin şefaatçisinin olmadığına delil vardır. Çünkü hevasına uyduğunda bir şefaatçi

    ve yardımcı bulabilecek olsaydı, Peygamber öncelikle bulurdu. Bu son görüş zayıftır. Çünkü Ehl-i Kitab'ın

    nevalarına uymak küfürdür. Bize göre ise, küfür için şefaat yoktur.” Razi, Tefsir

    Web / https://keremonder.com

    Facebook / http://www.facebook.com/kereminden

    Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder

    Instagram / http://www.instagram.com/ihramcizader...

    Twitter / http://twitter.com/keremonder1

    Podcast / https://anchor.fm/keremonder

    din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma,

  • جُنُوبِكُمْ ۚ 

    فَإِذَا ٱطْمَأْنَنتُمْ فَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ ۚ 

    إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ كَانَتْ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ كِتَٰبًا مَّوْقُوتًا

    "Namazı kıldınız mı gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. 

    Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. 

    Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır." (Nisa 103)

    Tam gün zikir! / Kerem Önder

    Burada bahsedilen "zikir"den murad, namazdır. Yani, "At koşturup kılıç sallamakla meşgul iken ayakta olarak; ok atmakla meşgul iken oturarak; çokça yaralanıp, böylece de yere düştüğünüzde, yan üstü yatarak namazlarınızı kılınız. Siz, harb sona erdiğinde, sükun ve emniyet içinde bulunduğunuzda ise, "namazlarınızı dosdoğru kılın ve koşar vaziyette kılmış olduğunuz namazları kaza ediniz..." demektir. Bu mana, namaz vakti girdiğinde, koşar vaziyette iken savaşan kimseye, namazın farz kılınmış olması; savaşan kimseler emniyet ve sükun haline ulaştıklarında da daha önce kılmış oldukları namazı kaza etmelerinin gerekli olduğu şeklindeki Şafiî'nin görüşüne delaleti açıktır.

    Allahü teâlâ, "Namazlara ve orta namaza devam edin" (Bakara 238) buyurmuştur. Bu ifadedeki "namazlar" kelimesi, (en azından) üç namazın farz olduğuna delalet eder; "Ve orta namaza..." ifadesi ise, orta namazın o üç namazdan biri olmasına manidir. Aksi takdirde bu, (lüzumsuz) bir tekrar olmuş olurdu. Binâenaleyh namazların sayısının üçten fazla olması gerekir. Farz namazların dört tane olması caiz değildir. Aksi halde, namazlar içinde "orta" sayılacak bir namaz bulunmaz. Binâenaleyh "orta namaz "in bulunabilmesi için, bunların sayısının beş tane olması gerekir. Âyet farz namazların beş tane olduğuna delalet ettiği gibi vitir namazının farz olmadığına da delalet eder. Aksi halde farz namazların sayısı, altıya çıkmış olur ki, bu durumda da "orta namaz" bulunamaz. Binâenaleyh âyet, farz namazların beş tane olduğuna delalet edip, bunların vakitlerine delalet etmemektedir.

    Web / https://keremonder.com

    Facebook / http://www.facebook.com/kereminden

    Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder

    Instagram / http://www.instagram.com/ihramcizader...

    Twitter / http://twitter.com/keremonder1

    Podcast / https://anchor.fm/keremonder

    din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma,

  • Estão a faltar episódios?

    Clique aqui para atualizar o feed.

  • اِنَّ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِۚ

    “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde

    selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.” Âli İmran 190

    الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

    “Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı

    üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız.

    Bizi ateş azabından koru” derler.” Âli İmran 191

    Bir gecede saçları beyazlayan genç? / Kerem Önder

    https://www.youtube.com/watch?v=Zb2-o6pT9GY

    Web / https://keremonder.com

    Facebook / http://www.facebook.com/kereminden

    Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder

    Twitter / http://twitter.com/keremonder1

    Podcast / https://anchor.fm/keremonder

    din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma,

  • وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ اِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُۜ قُلْ اَبِاللّٰهِ وَاٰيَاتِه۪ وَرَسُولِه۪ كُنْتُمْ تَسْتَهْزِؤُ۫نَ

    "Şâyet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, “Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk” derler. De ki: “Allah’la, O’nun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?” (Tevbe 65)

    لاَ تَعْتَذِرُواْ قَدْ كَفَرْتُم بَعْدَ إِيمَانِكُمْ إِن نَّعْفُ عَن طَآئِفَةٍ مِّنكُمْ نُعَذِّبْ طَآئِفَةً بِأَنَّهُمْ كَانُواْ مُجْرِمِينَ

    “Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tövbe eden) bir zümreyi affetsek bile,

    Suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir zümreye azap edeceğiz.” (Tevbe 66)

    “İbn Ömer (radıyallahü anh) şunu rivayet etmiştir: "Münafıklardan birisi, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve mü'minleri kastederek. Tebük Savaşı'nda: "Bunlardan daha korkak, bunlardan daha yalancı ve bunlardan daha ödlek kimse görmedim" dedi. Bunun üzerine sahabeden biri, "Yalan söylüyorsun. Sen bir münafıksın" dedi ve bunu Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e haber vermek için gitti ve kendisi daha oraya varmadan, Hazret-i Peygamber'e bu ayetlerin indiğini gördü. O münafık da, devesine binmiş olarak, Hazret-i Peygambere geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü, biz şaka yapıyorduk ve yolu (kolayca) katedelim diye kervancılar gibi (abuk-sabuk) konuşuyorduk" dedi. O münafık, "Biz ancak (yol zahmetini hissetmemek için lafa) dalmış bulunuyor, şakalaşıyorduk" deyip duruyor, Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) da: "Allah ile, O'nun ayetleriyle, O'nun Resulü ile mi eğleniyordunuz" diyor, münafığın sözüne hiç aldırış etmiyor, bu sözden başka birşey söylemiyordu.

    Biz, Ebu Müslim'in, "Münafıklar, kalblerinde olanı açıkça haber verecek bir surenin inmesinden daima endişe ederler" (tevbe, 64) ayetinin tefsirinde şöyle dediğini nakletmiştik: "O münafıklar, bu sakınma ve endişe tavrını, istihzâvârî ortaya koymuşlardı. Bundan dolayı Allahü teâlâ, bu ayette, onlara "Niçin böyle yaptınız" denildiğinde, onlar, "Biz bunu tenkid için değil, lafa dalıp şakalaşmak için yaptık" dediklerini bildirmiştir.

    Web / https://keremonder.com

    Facebook / http://www.facebook.com/kereminden

    Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder

    Instagram / http://www.instagram.com/ihramcizader...

    Twitter / http://twitter.com/keremonder1

    Podcast / https://anchor.fm/keremonder

    din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma,

  • وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آمَنُواْ وَاتَّقَواْ لَفَتَحْنَا عَلَيْهِم بَرَكَاتٍ مِّنَ السَّمَاء وَالأَرْضِ وَلَكِن كَذَّبُواْ فَأَخَذْنَاهُم بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ  “O ülkelerin halkı inansalar ve günahtan sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice  bereket kapıları açardık. Fakat yalanladılar; biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.” A’rafْ96  

    Ekonomi nasıl düzelir? / Kerem Önder : : : https://www.youtube.com/watch?v=T34FPMF4vns

    Oْeskiْkavimler,ْpeygamberlerininْdavetiniْveْAllah’ınْtürlüْikazlarınıْyeterinceْdeğerlendirip iman etseler ve kötülüklerdenْsakınsalardıْyüceْAllahْ“elbetteْonlarınْüzerineْgöktenْveْyerdenْniceْbereketْkapıları”ْaçacaktı.ْ Şu halde iman ve takvânın sonu berekettir, bolluktur; mutluluk ve esenliktir.  Bazı tefsirlerde “gökten gelen bereketler” yağmur, “yerden gelen bereket” de ziraî mahsuller ve hayvansal ürünlerdeki bolluk diye açıklanmışsa da buradaki “bereketler”in her türlü maddî ve mânevî hayırları kapsadığını düşünmek âyetin maksadına daha uygun düşer (Râzî,ْXIV,ْ185;ْŞevkânî,ْII,ْ260). Zemahşerî âyetteki “açma” anlamına gelen feth kavramının “kolaylaştırma” mânasında da kullanıldığını belirtmektedir. Buna göre söz konusu ifade “... Onlar için bütün iyilik ve güzellikleri elde etme yollarını kolaylaştırırdık” anlamına gelir (II, 77). “Bil ki Allahü Teâlâ, önceki ayetinde, isyan edip diretenleri ansızın yakaladığını beyan edince, bu ayette de, itaat etmeleri halinde onlara hayırların kapılarım muhakkak açacağını beyan ederek şöyle demiştir: "Şayet memleketler ahalisi, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inansalar ve Allah'ın nehyettiği ve haram kıldığı şeylerden sakınsalardı, onlara yağmur vasıtasıyla semanın bereketlerini; bitkiler, meyveler, sürüler ve hayvanların çokluğu; emniyet ve esenliğin bulunması sebebiyle yerin bereket kapılarını onlara açardık." Bu böyledir, çünkü sema, baba; yer de anne demektir. İşte bu her ikisinden, Allah'ın yaratması ve tedbiri ile bütün faydalar ve menfaatler meydana gelir. O, "Ancak ne var ki, onlar peygamberleri yalanladılar da küfür ve isyan hususunda işledikleri şeyler sebebiyle biz onları kıtlık ve darlıkla yakaladık" buyurmuştur.” Razi Ziraْkimiْzamanْmü’minlerْgeçimْdarlığıْileْimtihanْolunabilirler.ْVeْbuْonlarınْgünahları için bir keffaret olur. Nitekim Hazret-iْNûh'unْkavmineْşöyleْdediğiْbizeْbildirilmiştir: "Nuh dedi ki: Rabbinizden mağfiret isteyin. Çünkü O, çok mağfiret edicidir. Böylece üzerinize semâyı bol bol salıverir," (Nûh, 71/10-11) Hazret-i Hud'dan da şöyleْdediğiniْhaberْvermektedir: "Ey kavmim, Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O'na tevbe edin ki, üstünüze gökten bol bol (yağmur) göndersin" (Hûd, 11/52). İbnْEbîْŞeybe'ninْbildirdiğineْgöreْHasan-ıْBasrîْderْki: “Âyette bahsedilen kentin halkına Yüce Allah o kadar bolluk vermişti ki ekmekle istinca ediyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah onlara açlık gönderdi ve üzerine oturdukları şeyi bile yemeye başladılar." Resûlullah'ınْ(sallallahüْaleyhiْveْsellem):ْ«Ekmeğe hürmet gösteriniz. Çünkü Yüce Allah onu gökyüzünün bereketlerinden indirmiş, yeryüzünün bereketlerini de onun hizmetine vermiştir. Sofradan düşeni alıp kaldırıp yiyen kişinin de günahları bağışlanır» İhtikar,ْşiddetliْihtiyaçْolduğuْbirْzamandaْgıdaْmaddesiniْsatınْalıpْkıymetiْdahaْfazlaْartsınْdiyeْonuْ hapsetmektir.ْŞer`anْharamdır.ْAllah`ınْResulüْonunْhakkındaْşöyleْbuyuruyor:ْ “Kırk gece kadar insanların yiyeceğini hapsedip ihtikar eden kimse Allah`tan (onun rahmetinden) uzaktır. Allah da ondan beridir. Bir mahalle halkı içinde az bir kimse bulunsa Allah`ın zimmeti o mahalleden beri olur.” (Hakim)

  • وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولٌ  قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ ٱلرُّسُلُ ۚ   أَفَإِي۟ن مَّاتَ  أَوْ قُتِلَ ٱنقَلَبْتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَٰبِكُمْ ۚ   وَمَن يَنقَلِبْ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ فَلَن يَضُرَّ ٱللَّهَ شَيْـًٔا ۗ   وَسَيَجْزِى ٱللَّهُ ٱلشَّٰكِرِينَ  “Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir.  Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz?  Kim gerisin geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.” (Âli İmran 144)  “Abdullah İbn Kumey'e el-Harisî, Allah'ın Resulüne taş atarak, onun mübarek dişini kırıp yüzünü yaraladı. Onu öldürmeye yeltendi. Gerek Bedir'de gerekse Uhud'da sancaktar olan Mus'ab İbn Umeyr (radıyallahü anh) Hazret-i Peygamberi savundu. Derken İbn Kumey'e, Mus'ab'ı öldürdü. Allah'ın Resulünü öldürdüğünü sanarak, "Muhammed'i öldürdüm!" dedi. O esnada bir kimse, "iyi bilin ki Muhammed öldürüldü" diye bağırıyordu. Bu, şeytan idi. Bunun üzerine, insanlar arasında Hazret-i Muhammed'in öldürüldüğü haberi yayıldı. O zaman orada, müslümanlardan birisi, "Keşke Abdullah İbn Ubey, Ebu Süfyan'dan bizim için bir emân alsa." dedi. Münafıklardan bir kısmı da, "Şayet o peygamber olsaydı, öldürülmezdi. O halde, kardeşlerinize, dininize dönünüz" dedi. Bunun üzerine Enes İbn Mâlik'in amcası, Enes İbn Nadr (radıyallahü anh), şöyle dedi: "Ey müslüman topluluğu! Eğer Hazret-i Muhammed öldürüldü ise, şüphesiz Muhammed'in Rabbi ölmeyen bir Hayy (diri)dir. Allah'ın Resulünden sonra, yaşayıp da ne yapacaksınız? O halde, O'nun savaştığı dava uğrunda savaşınız ve O'nun öldüğü dava uğrunda ölünüz!" Daha sonra da: "Allah'ım, onların söylediği şeylerden dolayı sana özür beyân ederim." dedi, sonra kılıcını çekti, şehid edilinceye kadar savaştı. ....

    https://www.youtube.com/watch?v=gDqS7Ji-mGg

  • İbrahim Peygamber Yahudi miydi, Hristiyan mıydı? / Kerem Önder

    يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ  لِمَ تُحَآجُّونَ فِىٓ إِبْرَٰهِيمَ   وَمَآ أُنزِلَتِ ٱلتَّوْرَىٰةُ وَٱلْإِنجِيلُ إِلَّا مِنۢ بَعْدِهِۦٓ ۚ  أَفَلَا تَعْقِلُونَ  “Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz?  Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?” (Âl-i İmran 65)  هَاأَنتُمْ هَؤُلاء  حَاجَجْتُمْ فِيمَا لَكُم بِهِ عِلمٌ   فَلِمَ تُحَآجُّونَ فِيمَا لَيْسَ لَكُم بِهِ عِلْمٌ  وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ ﴿٦٦﴾  “İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız.  Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Âl-i İmran 66)  مَا كَانَ إِبْرَٰهِيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا  وَلَٰكِن كَانَ حَنِيفًا مُّسْلِمًا  وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ  “İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.” (Âl-i İmran 67)  إِنَّ أَوْلَى ٱلنَّاسِ بِإِبْرَٰهِيمَ  لَلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ  وَهَٰذَا ٱلنَّبِىُّ  وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟  وَٱللَّهُ وَلِىُّ ٱلْمُؤْمِنِينَ  “Şüphesiz, insanların İbrahim’e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü’minlerdir. Allah da mü’minlerin dostudur.” (Âl-i İmran 68)  “Âyetteki, "Bilginiz olan hususta çekiştiniz" buyruğundan murad şudur: Onlar Tevrat ve İncil'in şeriatlarının, Kur'ân'ın şeriatına muhalif olduğunu sanıp, bunu iddia etmişlerdir. Binâenaleyh onlara, "Hakkında bilginiz olmayan hususlarda nasıl çekişiyorsunuz? Hakkında bilginiz olmayan bu husus da Hazret-i İbrahim'in şeriatının, Hazret-i Muhammed'in şeriatına muhalif olduğunu iddia etmenizdir" denilmiştir. Sonra Cenâb-ı Allah'ın, "İşte sizler onlarsınız ki hakkında bilginiz olan hususta çekiştiniz..." buyruğunun şu mânaya olması da muhtemeldir: Allahü teâlâ onları gerçek manada "ilim" ile tavsif etmemiştir. Ancak şu mânayı murad etmiştir: "Sizler, bildiğinizi iddia ettiğiniz hususlarda onunla çekişmeyi mümkün görüp uygun kabul ettiniz. O halde, hakkında kesinlikle bilginiz olmayan hususlarda onunla çekişebiliyorsunuz. "Sonra Hak teâlâ bu hususu "Halbuki Allah, bu şeriatların birbirlerine uyup uymadıklarını bilir siz, bu durumların nasıl olduğunu bilemezsiniz" diyerek ortaya koymuştur. Sonra Cenâb-ı Allah, bu hususu daha açık izah ederek "İbrahim ne bir yahudi, ne de bir hristiyandı" buyurmuş ve onları Hazret-i İbrahim'in kendi dinlerinden olduğu iddialarında yalanlamıştır. Daha sonra "Fakat O, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı" buyurmuştur ki, âyetteki "Hanîf" kelimesinin ne demek olduğu Bakara sûresi'nde geçmişti (Bakara, 135). Daha sonra da "O, müşriklerden de değildi" buyurmuştur. Bu, Hazret-i İsa'nın ilâh olduğunu söyledikleri için hristiyanların teşbih inancına kail oldukları için yahudilerin müşrik olduklarına bir tarizdir.” Razi

  • وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُم بِٱلْأُنثَىٰ ظَلَّ وَجْهُهُۥ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظِيمٌ   “Onlardan biri, kız ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir!” Nahl 58  

     يَتَوَٰرَىٰ مِنَ ٱلْقَوْمِ مِن سُوٓءِ مَا بُشِّرَ بِهِۦٓ أَيُمْسِكُهُۥ عَلَىٰ هُونٍ أَمْ يَدُسُّهُۥ فِى ٱلتُّرَابِ ۗ أَلَا سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ   “Kendisine verilen kötü müjde (!) yüzünden halktan gizlenir. Şimdi onu, aşağılanmış olarak yanında tutacak mı, yoksa toprağa mı gömecek? Bak, ne kötü hüküm veriyorlar!” Nahl 59  

    "Tebşir", Arap ıstılahında, sevince sebep olacak haberlere has bir ifadedir. Ama, asıl lügat manası itibarı ile bu kelime, insanın yüzünün derisinin (beşeresinin) renginin değişmesinde tesirli olan haber demektir. Sevincin, yüzün cildinin renginin değişmesine sebep olduğu gibi, üzüntünün de buna sebep olacağı malumdur. Bineaneleyh "tebşir" lafzının, bu iki hususta da, bu manayı, mecaz olarak değil "hakîkat" olarak ifade etmiş olması gerekir. Bu husus, Cenâb-ı Hakk'ın, "Onları azâb-ı elîm ile tebşir ef"(Al-i İmrân, 21) ayeti ile de kuvvet bulur. Bazıları bu ayetteki "tebşir" ile, "haber verme" manasının kastedildiğini de söylemişlerdir. Birinci görüş, daha kuvvetlidir.     Tefsir edilen bu ayetteki "hûn" (horluk-zelillik) vasfının kime ait olduğu hususunda iki görüş vardır: 1) Bu, doğmuş olan o kız çocuğunun vasfıdır. Buna göre mana, "O adam, bu kız çocuğunu, gözünde o kız çocuğunu hor ve hakir olarak mı, yanında mı tutacak?" şeklindedir. 2) Atâ'nın rivayetine göre, İbn Abbas (radıyallahü anh), bu kelimenin babaya ait bir sıfat olduğunu söylemiştir. Buna göre mana, "O baba, bu kızı, kendisinin zelil ve utanç içinde olmasına rağmen, isteyerek onu tutabilecek mi?" şeklindedir.   Kızları Gömme Adeti: Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Yoksa onu toprağa mı gömecek?" buyurmuştur. "Dess", bir şeyi bir şeyin içine sokarak gizlemektir. Rivayet olunduğuna göre Araplar, kızları olunca, bir çukur eşerler, o kız çocuğunu ölsün diye oraya koyarlardı. Kays b. Asım'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ey Allah'ın Resulü, henüz müslüman olmazdan önce, câhiliyyede sekiz kız çocuğumu sağ sağ gömdüm' dedi. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de, "Her birine karşılık bir köle azad et" buyurunca o, "Ey Allah'ın Resulü, benim (kölelerim yok ama) develerim var" deyince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), "O halde herbirine karşılık bir deve kurban et" buyurdu. Yine rivayet olunduğuna göre bir adam şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Resulü, müslüman olduğumdan beri, İslâm'ın tadını alamadım. Cahiliyye döneminde bir kızım vardı. Hanımıma, onu giydirip kuşatıp bana getirmesini söyledim. Sonra o çocuğu alıp, derin bir uçuruma götürdüm ve oradan aşağı attım. Çocuk bana, 'Babacığım, beni öldürdün!" dedi. Ne zaman, onun bu sözünü hatırlasam, bana hiçbir şey kâr etmiyor. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) "Câhiliyyede olup bitmiş şeyleri (günahları), İslâm (iman) kökünden kazıyıp yok eder. islâm döneminde olan (günah ve hataları da), tevbe-istiğfar yok eder" Benzeri bir hadis: Müslim, İman, 192 (1/112) buyurmuştur.    Daha sonra Cenâb-ı Hak "Bak, hükmedegeldikleri şey ne kötüdür!" buyurmuştur. Bu böyledir, çünkü onlar, kız çocuğundan hoşlanmama hususunda şöyle doruk noktalara varmışlardı: 1) Onların yüzleri mosmor kesilirdi. 2) Kız çocuğu olmasından çok nefret ettiği için, cemiyetten saklanırdı. 3) Çocuk, tabii olarak sevimlidir. Ama o baba, ondan çok nefret ettiği için, onu öldürmeye cür'et eder. Bu da, onların kız çocuğundan nefretlerinin son dereceye vardığını gösterir. Bunun böyle olduğu sabit olunca, kendisinden böylesine hoşlanılmayan o şeyi, insanın, bütün mahlukata benzemekten münezzeh olan, alemin yüce ilahına nisbet etmesi nasıl uygun düşer? Bu ayetin bir benzeri de, "Erkek sizin de, dişi O'nun ha! O takdirde bu, insafsızca bir taksim!" (Necm, 21-22) ayetidir.” Razi Tefsir

  • وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَا ۖ   فَٱسْتَبِقُوا۟ ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ 

    أَيْنَ مَا تَكُونُوا۟  يَأْتِ بِكُمُ ٱللَّهُ جَمِيعًا ۚ  إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

     

    “Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın! Nerede olsanız Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz, Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.” (Bakara 148)

    “Bu ifâde bütün grupları içine alır. Yani müslüman yahudî, hristiyan ve müşrikleri kastediyorum. Bu Esam'ın görüşüdür. Esam şöyle dedi: "Allah'ın da kendilerinden İşte bunlar, Allah katında bizim şefaâtçılarımızdır" (Yunus. 18) ayetinde de naklettiği gibi, müşrikler içinde putlara tapıp da bu suretle Allah'a yaklaşmak isteyenler vardı.

    Başkaları da şöyle demiştir: Peygamberlerden ve şeriat sahibi olan kimselerden herkesin, bir kıble yönü vardır. Meselâ "Mukarreb" lerin kıblesi Arş; Ruhanîlerin kıblesi Kürsî; Kerûbiyyûn'un kıblesi Beyti Mâ'mûr, senden önce geçen peygamberlerin kıblesi Beyt-i Makdis ve senin kıblen ise Kabe'dir.

    Bu, Allah ile ilgilidir. Yani, "Allah onu oraya dönderir" demektir. Birinci görüşe göre, sözün takdirinin, "Sizden herkes için, kendine yöneleceği bir kıble ciheti vardır", yani "o kimse, oraya yönelir, kendisiyle Rabbine yaklaştığı namazında oraya döner. Herkes üzerinde bulunduğu hal ile huzur duyar, bundan ötürü ondan ayrılmaz... Binaenaleyh çeşitli dinlerde olmanıza rağmen aynı kıbleye yönelmenize imkân yoktur. O halde, "Hayırlara koşun" yani, "Sizler, ey müslümanlar topluluğu, siz kendi kıblenize yapışın. Çünkü siz bu hususta hem dünyevi hem de uhrevi bakımdan hayırlar üzerinde bulunuyorsunuz. "Dünyevî bakımdan hayırlar üzerinde olmanıza gelince, bu sizin, İbrahim'in kıblesiyle elde ettiğiniz şereftir. diret hususunda hayırlar üzerinde olmanıza gelince bu, Allah'ın emirlerine inkıyad etmenizden dolayı alacağınız büyük sevaptan ötürüdür. Çünkü siz ancak Allah'a varacaksınız. Yerin hangi tarafında bulunursanız bulunun, Allah sizin hepinizi kıyamet alanında bir araya getirir; sizden haklıyla haksızı ayırır, böylece sizden itaat eden, isyan edenden; isabet eden, hata edenden ayrılmış olur. 

    Bu te'vîli yapanlar şöyle derler: "Bundan maksat, yeryüzünde ümmetlerden her birinin, ya şeriat vasıtasıyla veya da kendi hevâ ve arzuları sebebiyle tercih etmiş oldukları bir yönü ve ciheti vardır. Bu sebeple, başkasının yapmış olduğu şeylerden sizler mesul tutulmazsınız. Onların amelleri kendilerine, sizin amelleriniz de sizedir.

    Web / https://keremonder.com

    Facebook / http://www.facebook.com/kereminden

    Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder

    Instagram / http://www.instagram.com/ihramcizader...

    Twitter / http://twitter.com/keremonder1

    Podcast / https://anchor.fm/keremonder

    din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma,

  • Bakara suresi - 171  وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ كَمَثَلِ ٱلَّذِى يَنْعِقُ  بِمَا لَا يَسْمَعُ إِلَّا دُعَآءً وَنِدَآءً ۚ صُمٌّۢ  بُكْمٌ  عُمْىٌ  فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ  

    “İnkâr edenleri imana çağıran (peygamber) ile inkâr edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan hayvanlara seslenen (çoban) ile hayvanların durumu gibidir.  Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı anlamazlar.”  Hayvanlar sesi duyarlar ama ne denildiğini anlayamazlar. Kâfirler de Hazret-i Peygamberin sesini ve sözlerini duyuyor, ama bunların manasından yararlanmıyorlardı. İşte, böylece vech-i şebeh ortaya konulmuş oldu.  

    Kâfirlerin putlardan olan ilâhlarına duâ etmeleri hususundaki misalleri, çobanın, hayvanlar hiçbir şey anlamadığı halde, davar gibi duymayan hayvanlara bağırıp çağıran ve onlara sözler söyleyen çobanın misâline benzer. Böylece putlar, anlamama hususunda hayvanlara benzetilmişlerdir. Şüphesiz hayvanla konuşan kimse cahil sayılınca, taşa dua edip konuşan kimse kınanmaya ve cehalete daha uygun ve lâyık olur.  

    İbn Zeyd ise şöyle demiştir: Kâfirlerin putlara duâ etmeleri hususundaki misâli, çobanın dağda bağırıp çağırması gibidir. Çünkü o çoban, kendi sesinin aks-i sedasından başka hiçbir şey duymaz. Çoban, "Ey Zeyd" dediği zaman, sesinin yankısından, "Ey Zeyd" sesini duyar. Kâfirler de böyledir. Onlar bu putlara seslendiklerinde, kendi telâffuzlarının gürültü ve sesinden başka bir şey duymazlar.  

    Ayeti, bir takdirde bulunmaksızın, zahirine hamledenlere göre de, burada iki husus vardır:  

    a) Şöyle demesidir: Şu putlara ibâdet ettikleri için akıllarının kıtlığı hususunda kâfirlerin misâli, hayvanlarla konuştuğu zaman çobanın hatine benzer. Bu, çobanın aklının kıtlığını gösterdiği gibi, kâfirlerin durumu da böyledir.  

    b) Onların atalarına tâbi olup onları taklid etmelerindeki durumları, hayvanlarla konuşan çobanın durumu gibidir. Hayvanlarla konuşmak nasıl anlamsız ve faydasız bir şeyse, taklid de abes ve faydasız bir şeydir.  

    Cenâb-ı Hakk'ın, kavline gelince, bil ki Allahü Teâlâ onları hayvanlara benzetince, onları iyice susturmak için, "sağırdırlar, dilsizdirler ve kördürler" demiştir. Çünkü onlar, duydukları şeyler hususunda sağır kimseler gibidirler. Sanki onlar onu hiç duymamışlardır. Çağırıldıkları şeye icabet etmeme hususunda dilsiz ve delillerden yüz çevirmiş olmaları bakımından da körler mesabesinde kabul edilmişlerdir. Böylece onlar bu delilleri hiç görmemiş gibi olurlar.  

    Cenâb-ı Hakk'ın, buyruğuna gelince, bundan maksad "akl-ı iktisabı" dir. Çünkü yaratılıştan olan akıl kâfirler için de söz konusudur. Nitekim âlimler, "akıl, yaratılıştan ve sonradan elde edilmiş olmak üzere, iki kısımdır" demişlerdir. Akl-ı iktisâbî'nin yolu, bu üç kuvvetin yardımıyla olunca, onlar da bu üç kuvvetten yüz çevirince, böylece sonradan elde edilmiş olan aklı kaybetmişlerdir. İşte bundan dolayı, şöyle denmiştir: "Duyu kabiliyetlerini kaybeden, ilmini kaybetmiştir." Razi 

    din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma,

  • Allah deyince kalbin titriyor mu? / 31.08.2021 / Kerem Önder

    Web / https://keremonder.comFacebook / http://www.facebook.com/keremindenInstagram / http://www.instagram.com/kerem_onderInstagram / http://www.instagram.com/ihramcizader...Twitter / http://twitter.com/keremonder1Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma,

  • Soyun için dua et! / 17.08.2021 / Kerem Önder

    Web / https://keremonder.comFacebook / http://www.facebook.com/keremindenInstagram / http://www.instagram.com/kerem_onderInstagram / http://www.instagram.com/ihramcizader...Twitter / http://twitter.com/keremonder1Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma,

  • Web / https://keremonder.com

    Facebook / http://www.facebook.com/kereminden

    Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder

    Instagram / http://www.instagram.com/ihramcizader...

    Twitter / http://twitter.com/keremonder1

    Podcast / https://anchor.fm/keremonder 

    din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma,

  • Evlerinizi mescide çevirin! / 19.07.2021 / Kerem Önder

    00:00 Giriş 02:17 - Allah katında yüksek derecelere ulaşmak isteyen bunu yapsın?  05:47 - BU ÜLKENİN ASIL SAHİPLERİ? 12:20 - SARI MİKROFON’UN ZEBANİ GENÇLE RÖPORTAJI? – Satanizm 17:25 - Ömrü uzatan kordon tedavisi gerçek mi? 19:04 - Hayatımın en sıkıntılı zamanı? - Kıblesi şaşmış Müslüman! 25:10 - Salihlerle oturduğu için affedilen kişi? – Mutluluğun Formülü? 34:09 - Allah hakkındaki zannın ne? – “Kulumun zannı üzereyim” ne demek? 38:17 - Duası anında kabul olan Hristiyan? 41:27 - ALLAH’IN EN SEVDİĞİ SAYI? 44:36 - İMAMLARLA KAVGA ETTİM! – Ettahiyyatü duası şirk mi? 50:08 - HAYATIMDA İLK KEZ UYUŞTURUCU KULLANDIM!

    (birkaç dakikalık geri veya ileride olabilir)

  • Web / https://keremonder.comFacebook / http://www.facebook.com/keremindenInstagram / http://www.instagram.com/kerem_onderInstagram / http://www.instagram.com/ihramcizader...Twitter / http://twitter.com/keremonder1Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma,

  • Web / https://keremonder.com

    Facebook / http://www.facebook.com/kereminden

    Instagram / http://www.instagram.com/kerem_onder

    Instagram / http://www.instagram.com/ihramcizader...

    Twitter / http://twitter.com/keremonder1

    Podcast / https://anchor.fm/keremonder

    din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma,

  • Web / https://keremonder.comFacebook / http://www.facebook.com/keremindenInstagram / http://www.instagram.com/kerem_onderInstagram / http://www.instagram.com/ihramcizader...Twitter / http://twitter.com/keremonder1Podcast / https://anchor.fm/keremonder din,ilim,fıkıh,dini videolar,sohbet,sohbetler,dini sohbetler,kerem önder,kerem önder hoca,tefsir,Allah,ilim yayma,ihramcızade,ihramcızade ilim yayma,

  • غُلِبَتِ الرُّومُۙ  “Rumlar yenildi”  فِىٓ أَدْنَى ٱلْأَرْضِ   وَهُم مِّنۢ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ “Yerin en yakınında. Onlar mağlubiyetlerinden sonra muhakkak ki, galip olacaklardır”  فِى بِضْعِ سِنِينَ ۗ  لِلَّهِ ٱلْأَمْرُ مِن قَبْلُ وَمِنۢ بَعْدُ ۚ  وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ ٱلْمُؤْمِنُونَ “(Bu da) birkaç yıl içinde (olacaktır). Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah´ındır ve o gün müminler, sevineceklerdir”  بِنَصْرِ ٱللَّهِ ۚ  يَنصُرُ مَن يَشَآءُ ۖ   وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ “(Bu da) Allah´ın yardımıyla (olacaktır). Allah dilediğine yardım eder, galip kılar  O çok güçlüdür, çok merhamet edicidir” (Rum 2-6)  Yerin en alçak kısmında savaştılar diyor. En alçak kısmı bilmesi için bütün dünya zeminini bilmesi lazım !Son Peygamber bunu bilemez her yere bakmış olması lazım. Allah ona yerin en alçak kısmını bildirdi  “Bu sûrenin başında da bir mucizeden bahsedilmektedir. Bu da, gaybtan (istikbalden) haber vermedir. Dolayısıyla dinleyen uyansın, onu bûtûn kalbiyle dinlemeye yönetsin, böylece de o mucize .kendisine söylensin ve zihninde yer etsin diye, başına, manası bilinmeyen harfler getirilmiştir  Binâenaleyh onlar mağlub olduktan sonra gâlib geldiklerine göre bu, bu işin Allah'ın emriyle olduğuna delâlet eder. İşte bundan ötürü kendi güçsüzlükleri üzerinde tefekkür etsinler ve bu işin orduları sayesinde değil Allah'ın emriyle olduğunu hatırlasınlar diye, "bu yenilmelerinden sonra..." ifadesi zikredilmiştir. Hak Tealâ'nın, "Arapların diyarına en yakın yerde" tabiri alabildiğine güçsüz olduklarına işaret etmek için getirilmiştir, yani, "Onların güçsüzlükleri, düşmanlarının Hicaz yoluna .(topraklarına) kadar ulaşıp, onlar beldelerinde iken, onlara gelip kırıp geçirme noktasına varmıştır Sonra galip geldiler, tâ Medayin'e ulaştılar ve orada Rûmiyye (kalesini) kurdular, böylece bunca .zaaftan sonra bu parlak zafere kavuşmalarının, sırf Allah'ın yardımı ile olduğu ortaya çıktı  Bu ayet nazil olunca, Hazret-i Ebu Bekir, Rum'un gâlib geleceğini (kâfirlere) söylemiş, Ubeyy b. Halef ve diğer kâfirler de bunu yadırgamış, uzak bir ihtimal görmüşler. Hazret-i Ebu Bekir ile iddiaya gidip üç seneye kadar bu işin olması hâlinde, on deve üzerinde bahse tutuşmuşlardı. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Hazret-i Ebu Bekir'e (......) üçten ona kadar sayılan ifade eder. Dolayısıyla sen ona karşı hem devenin sayısını, hem zamanın (yılların) sayısını artır" buyurdu. Böylece Hazret-i Ebu Bekir (radıyallahü anh) ile, Ubeyy b. Halef develerin sayısını yüze zamanı da yedi seneye çıkardılar ki bu, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in Rumların .gâlib olma vaktini bildiğini gösterir  Cenâb-ı Hak "Ogün mü'minler sevinecekler" buyurmuştur. Bu ifadeye, "Tıpkı müşriklerin Farslıların Rum'a gâlib gelişine sevinmeleri gibi, mü'minler de Rum'un Fars'a gâlib gelmesiyle sevinmişlerdir" manası verilmiştir. Ama doğrusu, mü'minler, kendileri, müşriklere gâlib geldikleri için sevinmişlerdir Zira Rumların gâlib gelmeleri, müslümanların Bedir'de müşriklere gâlib geldiği güne rastlamıştır  Eğer ayetin muradı, bir önceki manadaki gibi olsaydı, bu uygun düşmezdi. Çünkü henüz o günde mü'minlere, Rumların gâlib geldiği, Farslıları kılıçtan geçirdiği haberi ulaşmamıştır. Dolayısıyla mü'minlerin bu husustaki sevinçleri o günden, daha sonra olmuştur.” Razi Tefsir

  • وَلَوْ تَرَى إِذِ الْمُجْرِمُونَ  نَاكِسُو رُؤُوسِهِمْ  عِندَ رَبِّهِمْ  رَبَّنَا أَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا  فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا  إِنَّا مُوقِنُونَ   “Suçlular, Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, “Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız” dedikleri vakit, (onları) bir görsen!” (Secde 12)  “Allahü teâlâ, onların Rablerine döneceklerini belirtince, bu beyanıyla da dönüşte olacak şeyleri kısaca bildirmiştir. Bu, "Onların hallerini görüp, mahcubiyetlerini müşahede etmiş olsaydın... (çok hayreti mucip bir şey görmüş olurdun)" demektir.  Ayetteki, "Rableri huzurunda" tabiri de bu mahcûbiyetin derecesini ve şiddetini anlatmak içindir. Çünkü kul, Rabbine karşı kötülükte bulunup, sonra onun huzuruna varıp durduğunda, son derece bir pişmanlığa düşmüş olur.  Çünkü büyük mahcubiyet, sahibinin konuşmaya güç yetiremediği mahcubiyyettir. Bu, "Ya Rabbi, haşrı gördük, peygamberin sözlerini dinledik. Şimdi bizi, sâlih amelde bulunabilmemiz için, dünya yurduna geri gönder" demektir. Onların, sözleri ise, "Şu anda artık kesin iman ettik. Fakat fayda verecek olan, iman ile birlikte amel-i salihin olmasıdır. Ancak amel-i salih, insan mükellef tutulduğu zaman yapılır. Mükellef tutulma da dünyada olur. Binâenaleyh amel-i salihte bulunabilmemiz için dünyaya geri gönder" demek olup, onların bâtıl (yanlış) sözlerindendir. Çünkü, amel-i salih iman da ahirette yapılırsa makbul olmaz. Şöyle de diyebiliriz: Bundan murad, şirki kabul etmeyişleridir. Çünkü onlar, "Biz, müşrikler değildik" (Enam, 23) demişlerdir. Bundan dolayı onlar, "Başımıza gelenler, amel-i salihi yapmamış olmamız sebebiyledir. İmana gelince, biz dünyada iken kesin inanmıştık. Biz, müşrik değildik" demişlerdir. Razi  "Ey Rasûlüm, sen, "Bizler yeryüzünde çürüyüp kaybolduktan sonra bizler mi yeniden diriltileceğiz?" diyen o suçluların, rablerinin huzurunda başlarını nasıl eğdiklerini ve Allah’a: "Rabbimiz, biz, dünyada yalanladığımız azabı gözümüzle gördük ve peygamberlerinin bize tebliğ ettiklerinin doğru olduklarını kulaklarımızla işittik. Sen bizi, tekrar dünyaya döndür de orada sana itaat ederek salih ameller işleyelim. Çünkü bizler, her şeyi kesin olarak öğrendik." diyerek yalvardıklarını bir görsen. Âyet-i kerimede, kâfirlerin, âhirette gerçekleri anlayınca, kendilerini savunacakları bir şey bulamayacakları, tekrar dünyaya döndürülmeyi istemekten başka bir çareleri olmayacağı beyan ediliyor." Taberi  "Süfyan es-Sevrî dedi ki: Yüce Allah onların bu sözlerini yalanlayarak şöyle buyurmaktadır: "Eğer geri döndürülürlerse yine kendilerine yasaklanan şeylere geri dönerler." (En'âm, 6/28)  "Gerçekten biz inandık" âyetinin şu anlama geldiği de söylenmiştir: İşte şimdi bizim bütün şüphe ve tereddütlerimiz ortadan kalkmıştır. Halbuki onlar dünyada iken de işitiyor ve görüyorlardı, fakat düşünmüyorlardı. Görmeyen ve işitmeyen kimse gibi idiler. Âhirette akılları başlarına gelip uyanacakları vakit ancak o zaman işitmiş ve görmüş gibi olacaklardır.  Bir diğer açıklamaya göre: Rabbimiz gerçek delil Senin delillerindir. Biz Senin rasûllerini gördük, dünyada Senin hayret verici yaratıklarını da gördük. Onların söylediklerini de işittik. İleri sürecek hiçbir delilimiz yoktur. İşte bu onların bir itirafı olacaktır ve bunun akabinde de îman etsinler diye dünyaya geri döndürülmeyi isteyeceklerdir." Kurtubi

  • Kerem Önder hoca ile gençlerin bağı nasıl?  20 yaşındaki Kerem önder'e ne tavsiye ederdiniz?  Kerem Hoca spora nasıl vakit ayırıyor?  Vesveseyi nasıl yenebiliriz?  İslam'da kadının yeri ve değeri nedir, İstanbul sözleşmesi hakkındaki yorumunuz nelerdir?  Nasıl namaza başlayabiliriz?  Cennete girerseniz ilk isteyeceğiniz 5 şey ne olurdu?  Tavsiye ettiğiniz kitaplar?  Hocam sohbetleri nasıl hazırlanıyorsunuz?  Tebliğde üslubumuz nasıl olmalı?  Ittihad-ı İslam nasıl gerçekleşebilir?  Zorluklara karşı tavrımız nasıl olmalı?  Umut verip gidenler günah işlemiş olur mu?  Nevruzun İslam'da yeri var mıdır?  Kerem Hoca bu kadar ilerleyeceğini düşünüyor muydu?  Son tavsiyeleriniz nelerdir?

    Sizden gelen soruları cevapladım... / Cenk Umeyr Aksoy - Kerem Önder